Polis Olursan Askere Gider Mi?
Bir Karar Anı: Ne Yapsam, Ne Seçsem?
İlk kez polislik sınavını geçtiğimi duyduğumda hissettiğim o karışık duyguları anlatmak zor. Hem bir “başardım” hissi vardı, hem de geleceğimin şekillenecek olmasından dolayı bir tür korku. Polis olma hayalim yıllardır aklımda vardı. Ama bir yandan da askere gitme zorunluluğu vardı. Peki, ya polis olduktan sonra askere gitme zorunluluğu nasıl bir şeydi? Benim gibi genç birinin zihninde beliren bu soru, sabahları uyanıp gece yatağa yatana kadar hep bir sarmal haline gelmişti.
Bir yanda hayalini kurduğum meslek, diğer yanda yıllardır süregelen o askeri zorunluluk. İki dünya arasında sıkışıp kalmıştım. Ne askerliğe gitmek istemiyordum ne de polislik mesleğinden vazgeçmek.
Hayal Kırıklığı: Neden? Niye Ben?
Bir gün, işte o sabah, beynimde bir ışık yandı. Gerçekten de polislik sınavını kazanıp, belirli bir süre sonra askere gitmek zorunda kalacaktım. Bunu öğrendiğimde, hayal kırıklığımı tarif etmek zor oldu. “Bunun neresi adalet?” diye sormadan edemedim. Bütün bu yılların sonunda, mesleğimi kurup hayalini yaşadığım bir yerde, bir karar yüzünden askere gitmek zorunda mıydım?
Gözlerim bir an karardı. Günlerce bu soruyla boğuştum. İnsan bir yanda topluma hizmet etme hayalini kurarken, diğer yanda kendi toplumunun bir kuralına göre askere gitmeye mecbur kalıyorsa, içindeki duygular karışıyordu. Ama sonra düşündüm: Bu, sadece benim yaşadığım bir şey değil. Aslında, sistemin kuralıydı ve değiştiremeyeceğimiz bir şeydi. Bu hayal kırıklığı, zamanla kabul etmeye başladığım bir gerçeklik haline geldi.
Hep Bir Adım Sonra: Heyecan ve Umut
Ne de olsa, polis olma kararımda sadece zorluklar yoktu. Bir yanda polislik mesleğini seçmek, güvenliği sağlamak ve insanlara yardım etmek gibi ideallerim vardı. Her sabah işe gitmek, bir insanın hayatına dokunmak, gülümsediği için teşekkür etmek… Bu düşünceler, içimdeki o kırgınlığı silmeye başladı.
Ama sonra bir gün, arkadaşımın söylediği bir şey kafama takıldı: “Yine de polis olmak bir ayrıcalık. Senin gibi biri bu toplum için önemli. Belki askerlik zor, ama senin işin de daha büyük bir sorumluluk. Kimse senin gibi birinin ruhunu alamaz.”
İşte o an, içimde bir umut doğdu. Belki de askere gitmek, polis olduktan sonra önemli bir yükümlülük gibi görünse de, ben bu dünyada bir iz bırakacak bir meslek seçmiştim. Belki de gerçek sorumluluk buradaydı. Ve bir adım daha atarak, insanlara daha çok yardım edebilirdim. Bunu kabul ettiğim an, bir şeyler değişti. Hayal kırıklığım azalmaya başlamıştı, yerini umut ve heyecan alıyordu.
Sonra Ne Oldu?
İşte, şimdi tam bu noktada ne hissettiğimi soruyorsanız, cevabım basit: Bazen zor olan, bizi güçlü yapan şeydir. Zorluklar, bir insanın karakterini şekillendirir. Ve polis olma yolunda ilerlerken, askere gitmek zorunda olmak aslında bir tür beklenen sınavdır. Her ne kadar duygusal anlamda bunun yükünü hissetsem de, kararımı verdim ve o adımı attım. Her gün gülerek işe gitmek, bazen zorluklarla karşılaşmak ama o zorlukların ardından daha da güçlü bir şekilde ayağa kalkmak… Bu, gerçek hayatın kendisi.
Askerlik ve polislik arasında sıkışmış bir hayatı yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim: Hep bir adım sonrasını düşünmek, bazen en büyük kazancımız olur. Bunu kabul etmek, yaşamayı biraz daha değerli kılar.