Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Hikâye
Bunu da Okuyun: Kalp yetmezliği EKG'de belli olur mu ?
Kayseri’de kış her zaman biraz sert gelir. Rüzgâr, apartmanların arasından geçerken sanki insanın içini de üşütür. O akşam defterime yazarken elim titriyordu. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakalı yıllar olmadı ama bazı günler var ki kelimeler kendini zorla yazdırıyor.
Annemin hastaneye kaldırıldığını öğrendiğim gün de öyleydi.
Evde çay demlenmişti, bardaktan yükselen buhar mutfağı dolduruyordu. Telefon çaldığında içimde tuhaf bir his vardı. Sanki kötü bir haber gelmeden önce insanın içinde bir boşluk oluşuyor ya, tam öyle.
“Karaciğer değerleri çok kötü,” dediler telefonda. O an “karaciğer yetmezliği ne kadar sürer?” diye düşünmedim bile, sadece annemin sesi olmadan nasıl nefes alacağımı düşündüm.
Ama insan zamanla her şeyi düşünmeye başlıyor.
Hastane Koridorunda Zamanın Yavaşlaması
Ertesi gün Kayseri Şehir Hastanesi’nin koridorlarında yürürken ayaklarım yere basmıyordu sanki. Ne kadar kalabalık olursa olsun hastane koridorları hep yalnız hissettirir.
Doktorun söylediği cümleler kafamda yankılanıyordu:
“Karaciğer yetmezliği akut ya da kronik olabilir. Süresi tamamen nedene bağlı.”
O an anlamış gibi yapmıştım ama aslında hiçbir şey anlamamıştım.
Yanımda oturan bir hemşire su uzattı. Ellerim titriyordu. Defterimi çıkarıp yazdım:
“Karaciğer yetmezliği ne kadar sürer? Bilmiyorum. Ama beklemek çok uzun sürüyor.”
Beklemek… İşte asıl hastalık buydu.
İlk Gece: Umut ile Korku Arasında
Annem yoğun bakımdaydı. Camın arkasından bakarken onu tanımakta zorlandım. Yüzü aynıydı ama sanki başka bir dünyaya ait gibiydi.
Doktor tekrar konuştu:
“Bazı vakalarda karaciğer yetmezliği günler içinde ilerleyebilir, bazı durumlarda haftalar sürebilir. Kronik ise aylar, hatta yıllar içinde gelişir.”
Bu cümle bana zamanın ne kadar göreceli olduğunu ilk kez bu kadar sert öğretti.
O gece Kayseri’nin soğuğu camlara vururken eve dönmedim. Hastane bahçesinde bankta oturdum. Telefonumda eski mesajları okudum. Annemin “Akşam ne yapıyorsun?” diye yazdığı sıradan bir mesaj… O kadar sıradandı ki şimdi mucize gibi geliyordu.
Defterime şunu yazdım:
“Eğer bir şeyin süresini bilmiyorsan, o şey sonsuza kadar sürecekmiş gibi hissediyorsun.”
Karaciğer Yetmezliği Ne Kadar Sürer? Doktorun Cümlesi
Ertesi gün doktorla daha uzun konuştum. Bu sefer sorularımı saklamadım.
“Karaciğer yetmezliği ne kadar sürer?”
Doktor gözlüklerini çıkardı. Yorulmuş gibiydi.
“Bunu tek bir süreyle açıklamak mümkün değil,” dedi. “Akut gelişen vakalarda günler içinde ciddi tablo oluşabilir. Tedaviye yanıt varsa haftalar içinde toparlama görülebilir. Ama kronik vakalarda süreç aylar hatta yıllar sürebilir.”
O an kafamda tek bir şey vardı: süre.
İnsan bir hastalığı bile süreyle anlamaya çalışıyor. Çünkü süre, belirsizliği biraz olsun azaltıyor.
Ama o odadan çıktığımda şunu anladım: bazı şeylerin süresi yok, sadece ağırlığı var.
Kayseri’ye Dönüş ve Sessiz Ev
Akşam eve döndüğümde ev çok sessizdi. Annemin terliği kapının yanında duruyordu. Kimse dokunmamıştı.
Buzdolabını açtım, içine baktım. Sanki orada bir cevap bulacakmışım gibi.
Defterime uzun uzun yazdım:
“Bir hastalığın süresini öğrenmek istiyorum çünkü kontrol edemediğim tek şey bu. Ama öğrendiğim şey şu: kontrol etmeye çalıştıkça daha çok kayboluyorum.”
Dışarıda kar yağmaya başlamıştı. Kayseri’nin gecesi beyaz bir sessizliğe bürünmüştü.
Yoğun Bakım Camının Ardında
Üçüncü gün annemi tekrar gördüm. Gözlerini açmıyordu ama elini tuttum. Soğuktu.
Bir hemşire yanımda durdu:
“Karaciğer yetmezliği bazı hastalarda geri döndürülebilir, bazı hastalarda süreç uzar. Vücudun verdiği yanıt belirleyici olur.”
“Peki biz hangisindeyiz?” diye sormak istedim ama soramadım.
Bazen soruların cevabını duymamak için susarsın.
Annemin elini tutarken içimden sadece şunu geçirdim:
“Lütfen biraz daha zaman.”
Gece Yazıları ve İçimdeki Çöküş
O gece eve döndüğümde defterimi açtım ama yazamadım. Kalem elimde ağırlaştı.
İlk defa hayal kırıklığını bu kadar net hissettim. Hayatın adil olmadığını bilirdim ama bu kadar yakından görmek başka bir şeydi.
Sonra yazdım:
“Karaciğer yetmezliği ne kadar sürer bilmiyorum ama benim içimdeki bu çöküş çok hızlı oluyor.”
Heyecanım yoktu artık. Sadece bekleme hissi vardı. Beklemek, hiçbir şey yapamamak… insanı yavaş yavaş tüketen bir şey.
Umut ile Gerçek Arasında
Beşinci gün doktor daha farklı konuştu:
“Bazı değerlerde iyileşme var.”
Bu cümle küçük bir ışık gibi içime düştü.
Umut… ne garip bir şeydi. Küçük bir kelime ama insanın bütün karanlığını değiştirebiliyordu.
Ama aynı doktor ekledi:
“Süreç uzun olabilir. Takip etmek gerekiyor.”
Yani yine süre.
Yine belirsiz bir zaman.
Yine beklemek.
İnsan Zamanı Anlamaya Çalışırken
O gün hastane kafeteryasında oturdum. Çay içtim ama tadını hissetmedim. İnsanlar gelip gidiyordu. Herkesin bir hikâyesi vardı ama kimse diğerinin hikâyesini bilmiyordu.
Defterime şunu yazdım:
“Belki de hayat, süresi bilinmeyen şeyleri öğrenmeye çalışmaktır.”
Karaciğer yetmezliği ne kadar sürer?
Bu soru artık sadece bir tıbbi merak değildi. Annemin nefesiyle, benim uykusuzluğumla, Kayseri’nin soğuk geceleriyle birleşmiş bir soruydu.
“Karaciğer yetmezliği ne kadar sürer” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Bilytica olarak daha fazlası için buradayız!
Sonraki Günler: Sessiz Değişim
Günler geçtikçe hastane rutin oldu. Sabah gelmek, akşam gitmek, doktorla konuşmak, annemin elini tutmak…
Ama hiçbir gün birbirine benzemiyordu.
Bir gün iyi haber vardı, bir gün kötü.
Karaciğer yetmezliği bazen yavaş ilerliyordu, bazen hızlanıyordu. Bunu görmek insanı yoran bir şeydi. Çünkü hiçbir şeyin sabit olmaması, insanın içini sabit bir korkuya dönüştürüyordu.
Bir gece hastane bahçesinde yürürken kendi kendime söyledim:
“Ben artık zamanı ölçmüyorum. Sadece günleri atlatıyorum.”
Son Görüş ve İçimde Kalanlar
Annem bir gün gözlerini açtı. Kısa bir an. Elimi sıktı.
O an dünyamın durduğunu hissettim.
Ama sonra tekrar uykuya daldı.
Doktorlar “stabil” dedi.
Stabil… ne kadar garip bir kelimeydi. Ne iyi ne kötü, sadece arada bir yer.
O gece defterime son yazıyı yazdım:
“Karaciğer yetmezliği ne kadar sürer bilmiyorum. Ama insanın içindeki umut, bazen bir saniyede büyüyor, bazen yıllarca küçülüyor. Ben artık süreyi değil, o elin sıcaklığını hatırlamak istiyorum.”
Kayseri’nin soğuk rüzgârı yine camlara vuruyordu. Ama bu kez içimde küçük de olsa bir sıcaklık vardı.