Kat Mülkiyeti Parasını Kim Öder? Güç İlişkilerinin, Vatandaşlığın ve Toplumsal Düzenin Kesişim Noktası
Bir siyaset bilimci için en sıradan görünen gündelik meseleler bile toplumsal düzenin, iktidar ilişkilerinin, kurumların ve vatandaşlık rejimlerinin nasıl işlediğine dair önemli ipuçları taşır. Kat mülkiyeti de bunlardan biridir. Apartman koridorlarında dolaşan bir bakım faturası, asansör tadilatı için kapıya bırakılan not ya da yönetim tarafından gönderilen aidat bildirimi yalnızca ekonomik bir yükümlülük değil; toplumsal yaşamın, güç paylaşımının ve ortak alan fikrinin nasıl kurulduğuna dair politik bir göstergedir.
Peki bu çerçevede asıl soru nedir? Kat mülkiyeti parasını kim öder? Sorusunun cevabı, hukuki düzenlemelerden çok daha fazlasını içerir: Vatandaşlığın sorumlulukları, toplumsal cinsiyetin gündelik siyaseti, kurumların işleyişi ve modern kent yaşamının ideolojik dokusu bu sorunun arka planını oluşturur.
Kat Mülkiyeti ve Kurumsal Düzen: Ortak Alanların Politik Ekonomisi
Kat mülkiyeti, yalnızca daire sahiplerinin kişisel mülkiyet haklarını değil; aynı zamanda apartmanın kurumsal yapısını da belirleyen bir mekanizmadır. Bu kurumsal düzen, modern devletin toplumsal örgütlenme pratiklerini mikro ölçekte yeniden üretir. Ortak alan giderleri, bakım ücretleri ve aidatlar birer “zorunlu kamusal katkı” niteliği taşır.
Bu nedenle “kat mülkiyeti parasını kim öder?” sorusu aslında “Ortak yaşamın mali yükünü kim üstlenmek zorunda?” sorusunun başka bir formudur.
Hukuki çerçeve açıktır: Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre giderleri ödemekle yükümlü olan kişi daireyi kullanan ya da orada oturan değil, mülk sahibidir. Kiracıların katkısı, sözleşme ile belirlenmiş ek sorumluluklarla sınırlıdır. Böylece kurumsal düzen, mülkiyet üzerinden şekillenir; tıpkı devletin vatandaşını vergi mükellefi olarak tanımlaması gibi.
Ama bu düzen, her zaman eşit bir güç dağılımı yaratır mı?
İktidar, İdeoloji ve Mülkiyet: Aidatın Politikası
Kat mülkiyetinde ücret sorumluluğunun mülk sahibine yüklenmesi, liberal mülkiyet ideolojisinin kent yaşamındaki bir yansımasıdır. Bu ideoloji, “hak” ile “sorumluluk” arasındaki ilişkiyi mülkiyet üzerinden kurar.
Ancak bir apartmanda güç ilişkileri yalnızca hukuki metinlerle şekillenmez.
Yönetim kurulu kimlerden oluşur?
Karar alma süreçlerinde kim daha etkili?
Aidat artışı nasıl meşrulaştırılır?
Yönetim gerçekten çoğunluğun iradesini mi temsil eder?
Bu sorular, apartmanın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda politik bir alan olduğunu hatırlatır. Yönetim, bürokrasi ve vatandaşlık ilişkilerinin mikro ölçeğidir. Aidat artışı kararı, küçük bir parlamentoya; itirazlar ise küçük bir muhalefete benzer.
Toplumsal Cinsiyetin Gündelik Siyaseti: Kim Daha Fazla Söz Söyler?
Aidat ve yapılandırma gibi konuların tartışıldığı toplantılarda genellikle daha “stratejik” ve “güç odaklı” bir yaklaşım gözlemlenir. Bu bakış çoğunlukla erkek kat maliklerinin duruşunda kendini gösterir. Erkekler, kat mülkiyeti parasını bir maliyet-fayda hesabı ya da iktidar mücadelesi olarak okur.
Örneğin şu tür argümanlar sıkça duyulur:
– “Bu masraf gereksiz, yönetim şişiriyor.”
– “Yatırım mantığıyla hareket edelim; uzun vadeli düşünelim.”
– “Ben daha çok ödüyorum, o halde daha çok söz hakkım olmalı.”
Buna karşılık kadınların yaklaşımı çoğunlukla farklıdır. Kadınlar apartman aidatını:
– toplumsal uyum,
– ortak yaşam kalitesi,
– güvenlik,
– komşuluk ilişkileri,
– demokratik katılım çerçevesinde değerlendirir.
Bu iki perspektif bir araya geldiğinde kat mülkiyeti politikası hem rekabet hem dayanışma barındıran bir alan hâline gelir.
Provokatif Bir Soru: Aidatı Kim Ödüyor, Gücü Kim Kullanıyor?
Aidatı mülk sahibi ödüyor olabilir.
Peki kararları mülk sahibi mi veriyor?
Kiracılar neden genellikle seslerini daha az duyurabiliyor?
Toplantılarda neden çoğu zaman erkekler konuşuyor?
Ortak yaşam maliyetleri ödeniyorsa, temsil hakkı nasıl dağıtılıyor?
Bu sorular, küçük bir apartmanın bile güç, temsil, eşitlik ve hak kavramları üzerinden ne kadar politik bir alan olduğunu gösterir.
Sonuç: Kat Mülkiyeti Bir Yönetim Modelidir
“Kat mülkiyeti parasını kim öder?” sorusunun cevabı teknik olarak mülk sahibidir. Ancak bu basit bilgi, altındaki siyasal, toplumsal ve ideolojik katmanları görünmez kılar. Aidat ödemek yalnızca bir mülkiyet yükümlülüğü değildir; ortak yaşam ideolojisine yapılan bir katkıdır.
Apartman, modern toplumun küçük bir laboratuvarıdır. Aidat meselesi ise bu laboratuvarda test edilen temel soruyu yeniden hatırlatır:
Ortak yaşamın bedelini kim, nasıl ve hangi güç ilişkileri içinde öder?
Bu blog yazısı, kat mülkiyeti konusunun yalnızca hukuki değil; siyasal, sosyolojik ve ideolojik yönlerini de düşünmeye davet eder.