Hangi Kavim Depremle Yok Oldu? Merhaba sevgili okurlar! Bugün, tarihin derinliklerine inip, bir kavmin helak oluşunu masalsı bir dille anlatacağız. Ama bu masalın içinde gerçekler var; hem de sarsıcı gerçekler! Hazırsanız, zamanın tozlu sayfalarında kaybolmuş bir kavmin hikâyesine yolculuğa çıkalım. — Semûd Kavmi: Taşın Ardında Kalanlar Semûd kavmi, Arap Yarımadası’nın kuzeyinde, özellikle Medine’nin doğusunda yerleşmiş bir halktı. Taş oymacılığıyla ünlüydüler; dağları delip evler yapar, kaya parçalarını sanata dönüştürürlerdi. Ancak, bu sanatsal başarıları, manevi çöküşlerini gizleyemedi. Hz. Salih, bu kavme gönderilen peygamberdi. Onlara tek tanrı inancını, doğruluğu ve adaleti öğütledi. Ancak Semûd halkı, kibir ve inatla bu öğütleri reddetti. En büyük…
8 YorumEtiket: bu
Gümüşün Sağlıkla İmtihanı: Öğrenmenin Dönüştürücü Gücüyle Şifayı Aramak Bir eğitimci olarak her yeni bilgiyi, insanın kendini yeniden inşa etme fırsatı olarak görürüm. Öğrenmek yalnızca bilgi edinmek değildir; düşünce biçimimizi, davranışlarımızı ve dünyaya bakışımızı dönüştürür. Gümüşün sağlık üzerindeki etkilerini öğrenmek de tam olarak böyle bir yolculuktur. Çünkü “gümüş” dendiğinde aklımıza sadece bir metal değil, tarih boyunca sağlık, hijyen ve dengeyle ilişkilendirilmiş bir bilgi mirası gelir. Bu yazıda, öğrenme teorilerinin ışığında gümüşün sağlıkla ilişkisini, bireysel ve toplumsal düzeydeki etkilerini keşfedeceğiz. Gümüşün Tarihsel Öğretisi: Bilgiden Deneyime İnsanlık, gümüşü binlerce yıldır sağlıkla ilişkilendirir. Antik Mısır’da gümüş kaplar suyu taze tutmak için kullanılır, Orta Çağ’da…
12 YorumBirinden Nasıl Helallik Alınır? Toplumsal Yapının Vicdanla Buluştuğu Nokta Toplumu anlamaya çalışan bir sosyolog olarak, bireylerin yalnızca sosyal sistemlerin dişlileri olmadığını; aynı zamanda bu sistemlere ruh, anlam ve ahlak kazandıran canlı unsurlar olduklarını sıkça gözlemlerim. Bu bağlamda, “helallik istemek” eylemi, sadece bir dini ritüel ya da kişisel vicdan temizliği değildir. Aynı zamanda, toplumsal ilişkilerin görünmeyen ağlarını onarmaya çalışan derin bir sosyal pratiktir. Peki, birinden nasıl helallik alınır? Bu soruya yalnızca bireysel değil, kültürel ve yapısal bir açıdan bakmak gerekir. Helallik: Vicdanın Toplumsal Yansıması Toplumlarda “helallik” kavramı, bireylerin birbirine karşı sorumluluklarını tanımlayan en güçlü etik göstergelerden biridir. Helallik istemek, hatanın kabulüyle…
14 YorumAmasya Gümüşhacıköy Rakımı Kaç? Yüksekliğin Edebiyattaki Derinliği Edebiyat, yalnızca kelimelerle kurulmaz; mekânla, atmosferle, rakımla da şekillenir. Amasya Gümüşhacıköy’ün rakımını sorduğumuzda, aslında yalnızca bir sayıyı değil, bir anlam katmanını arıyoruz. Çünkü rakım, bir coğrafi veri olmaktan çok, insanın iç dünyasındaki yükseklikle de ilgilidir. Bir edebiyatçının gözünden bakıldığında, yaklaşık 825 metre olan bu rakım, yalnızca toprağın değil, duyguların da ölçüsüdür. Yüksekliğin Anlamı: Coğrafyadan Ruhun Derinliğine Amasya Gümüşhacıköy’ün 825 metrelik rakımı, Anadolu’nun orta yüksekliklerinde bir yer olarak görünür. Fakat bu yükseklik, bir hikâyenin başlangıç noktası gibidir. Tıpkı Orhan Pamuk’un “Kar” romanındaki Kars gibi, yükseklik burada yalnızlıkla, dinginlikle ve düşünceyle birleşir. Yükseğe çıktıkça hava…
8 YorumKanun Nasıl Bir Müzik Aletidir? Tellerin Kalbinde Saklı Bir Hikâye Size bir hikâye anlatmak istiyorum… Sıradan bir enstrüman hikâyesi değil bu. Telleri sadece ses değil, ruh taşıyan bir müzik aletinin —kanunun— hikâyesi. Ve bu hikâye, iki farklı bakış açısının yollarının bir sahnede kesişmesiyle başlıyor. Biri stratejik düşünen, planlı ve analitik bir adam: Cem. Diğeri empatik, duygularıyla dünyayı anlamlandıran, melodilerin insan ilişkilerini iyileştirdiğine inanan bir kadın: Elif. İkisini birleştiren şey ise yalnızca bir müzik aleti değil; insan ruhunun en derin köşelerine dokunan kanun. Bir Karşılaşmanın Hikâyesi Cem, çocukluğundan beri müziği bir matematik gibi görürdü. Nota dediğin bir sistemdi, sesler bir denklem.…
6 YorumSinirleri Germek: Felsefi Bir İnceleme “Sinirlerimizin gerginliği, varoluşumuzun gerilimidir.” Bu cümle, belki de sinirlerin ve psikolojik durumlarımız arasındaki derin bağları özetleyen bir felsefi bakış açısının yansımasıdır. Sinirleri germek, modern yaşamda sıkça karşılaşılan bir tabir olsa da, yalnızca fiziksel bir gerilim durumu değil, aynı zamanda varoluşsal, etik ve ontolojik bir olgu olarak da incelenebilir. Sinirleri germek, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde varoluşun sancılı bir ifadesi olabilir. Ama gerçekten sinirlerimizi geriyor muyuz, yoksa içsel dünyamızda bir şeyler bizi zorlamaya mı çalışıyor? Bu yazıda, sinirleri germek üzerine felsefi bir inceleme yaparak, bu durumu etik, epistemolojik ve ontolojik açılardan ele alacağız. Ontolojik Perspektif:…
8 YorumKampana Isınır mı? Geleceğin Sıcak Gerçeklerine Dair Bir Yolculuk “Kampana ısınır mı?” sorusu yalnızca bir fiziksel gözlemi değil, geleceğin enerji sistemlerine, malzeme bilimine ve sürdürülebilir tasarıma dair bir metaforu da içinde barındırıyor. Isınan kampanalar, aslında geleceğin dönüşen dünyasına ayna tutuyor. Bazı sorular ilk başta teknik görünür ama biraz derine inince geleceğe dair ipuçları verir. “Kampana ısınır mı?” sorusu da bana tam olarak bunu hissettiriyor. Metal, enerji, çevre, teknoloji… Hepsi bir şekilde bu soruda birleşiyor. Bugün sizinle birlikte, bu küçük ama merak uyandırıcı konudan yola çıkarak, geleceğin dünyasında kampanaların —ve aslında tüm sistemlerin— nasıl “ısınacağını” konuşalım. Hazırsanız, biraz düşünelim, biraz hayal…
6 YorumFatih Kanunnamesini Hangi Padişah Hazırladı? Osmanlı Hukukunun Dönüm Noktasına Bilimsel Bir Bakış Bir hukuk belgesini anlamak, bazen sadece tarihî bir merak değildir; o belgenin arkasındaki siyasi aklı, toplumsal düzen arayışını ve devletin geleceğe dair vizyonunu da anlamaktır. “Fatih Kanunnamesini hangi padişah hazırladı?” sorusu da tam olarak böyle bir merakın ürünüdür. Cevap aslında isminde saklı: Bu kanunnameyi hazırlatan, Osmanlı’nın en güçlü ve reformist hükümdarlarından biri olan Fatih Sultan Mehmettir. Ancak mesele sadece bir isimden ibaret değildir; mesele, onun döneminde hukuk ve devlet düşüncesinin nasıl şekillendiğidir. Fatih Kanunnamesi Nedir? Osmanlı’da Hukukta Yeni Bir Evre Fatih Kanunnamesi, 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve…
6 YorumGöçebe Konar-Göçer Ne Demektir? Siyaset Bilimi Perspektifinden Güç, Kimlik ve Toplum Üzerine Bir Siyaset Bilimcinin Sorusu: Gücü Kim Taşır, Düzeni Kim Kurar? Toplumun yapısını anlamak, bazen bir şehir meydanına bakmak kadar basittir; bazen de çadırların arasında yankılanan bir davul sesi kadar karmaşıktır. Bir siyaset bilimci için göçebe konar-göçer topluluklar, yalnızca tarihsel bir yaşam biçimi değil, aynı zamanda iktidarın, kurumların ve kimliğin yeniden tanımlandığı dinamik bir toplumsal düzenin laboratuvarıdır. Sabit bir merkez olmadan düzen kurmak, devletsiz ama kuralsız olmamak… Bu, göçebe toplumların politik paradoksudur. Peki, göçerlik yalnızca yer değiştirmek midir, yoksa iktidarın mekânla olan bağını kökten sorgulayan bir yaşam biçimi mi?…
14 YorumKaynakların Sınırlılığı ve Ekonomik Seçimler: Bir Ekonomistin Gözünden Gökçeada Ekonominin en temel ilkesi, sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların dengelenmesidir. Bu ilke, yalnızca üretim, tüketim ya da yatırım kararlarında değil, tatil planlaması gibi gündelik tercihlerde de kendini gösterir. Bir ekonomist için “Gökçeada’ya hangi ay gidilir?” sorusu sadece meteorolojik ya da turistik bir mesele değil; aynı zamanda fırsat maliyetinin, arz-talep dengesinin ve toplumsal refahın iç içe geçtiği bir karar problemidir. Bir tatilin maliyeti yalnızca otel fiyatıyla ölçülmez; seçilen zamanın getirdiği fırsat kayıpları, ulaşım talebinin yoğunluğu ve bölgesel fiyat dalgalanmaları da toplam maliyeti şekillendirir. Gökçeada gibi sınırlı konaklama kapasitesine sahip, doğası korunmuş bir bölgede,…
12 Yorum