İçeriğe geç

Kendinden küçük kişilerden hoşlananlara ne denir ?

Bugünkü rehber içeriğimizde “Kendinden küçük kişilerden hoşlananlara ne denir” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.

Kayseri’nin Soğuğunda İçimde Isınmayan Bir Şeyler

Kayseri’nin kışı her zaman serttir. Rüzgâr yüzüme vurduğunda sadece tenimi değil, içimi de keser gibi olur. O gün de öyle bir gündü. Üniversiteden çıkmış, ellerim cebimde, kafamda bin tane düşünceyle yürüyordum. 25 yaşındayım ve bazen bu yaş bana fazlasıyla ağır geliyor. İnsan büyüdükçe her şeyin daha net olacağını sanıyor ama bende tam tersi oldu; her şey daha karmaşık, daha bulanık.

Defterim her zaman yanımda. Günlük yazmayı bırakmadım hiç. Çünkü bazı şeyleri insan kimseye anlatamıyor, anlatmaya çalışsa da kelimeler yetmiyor. O yüzden yazıyorum. İçimde ne varsa, Kayseri’nin o gri sokaklarına değil, sayfalara döküyorum.

O gün de yazacaktım aslında ama yazmadan önce bir şey yaşadım. Ve o şey, günlüğümde bile açıklaması zor bir boşluk bıraktı.

Cafede Başlayan Sessiz Sorgu

Şehir merkezindeki küçük bir kafeye sığındım. Cam kenarına oturdum. Dışarıda insanlar aceleyle yürüyordu, kimse kimseyi umursamıyordu. Garson çay getirdi, ben daha ilk yudumu almadan yan masadan gelen bir cümle dikkatimi çekti.

İki kişi konuşuyordu. Seslerini istemeden duydum.

“Böyle hissetmek normal mi sence?” dedi biri.

Diğeri biraz düşündü, sonra telefonuna bakarak cevap verdi:

“Kendinden küçük kişilerden hoşlananlara ne denir? diye bir şey okumuştum bir yerde. Sanırım bunun bir adı vardı.”

O an elimdeki çay bardağı hafifçe titredi.

Çünkü o soru sadece onların arasında kalmadı. Direkt benim içime düştü.

Kendimden küçük insanlara karşı hissettiğim o karmaşık duyguları bir anda hatırladım. Ama bunu bir kategoriye, bir isme, bir tanıma sığdırmak fikri garipti. Sanki insanın içindeki en kırılgan şey bir etikete dönüşüyordu.

O an kendime dürüst oldum: Evet, ben de bazen böyle hissediyordum. Ama bunu hiç yüksek sesle söylememiştim. Hatta kendime bile yarım yamalak itiraf etmiştim.

Çayım soğudu. İçimde bir şey ısındı.

İçimde Açılan Küçük Bir Çatlak

O kafede otururken gözüm camdan dışarı kaydı. Yağmur ince ince başlamıştı. İnsanlar hızlandı, kimisi şemsiyesini açtı, kimisi koştu. Ben ise olduğum yerde kaldım.

İçimde garip bir karışıklık vardı. Utanç mıydı, merak mıydı, yoksa sadece kendimi anlamaya çalışmanın ağırlığı mıydı bilmiyorum.

Bazen insan kendi duygusunu bile tanıyamıyor. Ben o gün tam olarak öyleydim.

Kendime sordum: Bu his yanlış mı? Yoksa sadece anlatılmamış bir şey mi?

Cevap bulamadım. Sadece defterimi açtım ve yazmaya başladım.

Günlüğün Sayfalarında Kaybolmak

Defterin ilk sayfasına tarih attım. Kalem elimde ağırlaştı.

“Bugün bir soru duydum,” diye başladım.

Sonra durdum.

O soruyu yazmak bile garipti. Ama yine de yazdım:

Kendinden küçük kişilerden hoşlananlara ne denir?

Bu cümleyi yazınca sanki sayfa biraz daha soğudu. Kalbim de onunla birlikte.

Sonra devam ettim:

“Bilmiyorum. Ama sanırım insanlar her şeyi isimlendirmek istiyor. Hisleri bile. Oysa ben bazen sadece hissediyorum.”

Kalemim durmadı.

Çünkü içimde yıllardır biriken şeyler vardı. Özellikle son bir yılda tanıştığım o insanlar… Yaş olarak benden küçük olan ama bakışlarıyla bazen benden daha ağır duran insanlar.

Onlara baktığımda hissettiğim şeyin adı yoktu benim için. Hayranlık mıydı, yakınlık mıydı, yoksa sadece eksik hissettiğim bir yanın yansıması mıydı?

Bilmiyordum.

Ama bildiğim tek şey, içimde bir şeylerin hareket ettiği.

Kayseri Sokaklarında Düşünmek

Kafeden çıktıktan sonra yürümeye başladım. Yağmur hızlanmıştı. Montumun içine kadar işleyen bir soğuk vardı.

Erciyes Dağı uzaktan görünüyordu, gri bulutların arasından silik bir gölge gibi. Kayseri her zamanki gibi sessizdi ama benim içim hiç sessiz değildi.

Yolda yürürken sürekli aynı cümle dönüp duruyordu kafamda.

Kendinden küçük kişilerden hoşlananlara ne denir?

Sanki bu soru bir anahtar gibiydi. Bir kapıyı açacak ama arkasında ne olduğunu bilmediğim bir kapı.

Kendime kızdım o an. Neden bu kadar düşünüyorum diye. Ama düşünmekten de vazgeçemedim.

Çünkü bazı sorular insanı bırakmıyor. Özellikle de cevapları net olmayanlar.

İç Sesimle Yüzleşme

O gece eve döndüğümde uzun süre aynaya baktım.

Kendime yabancı gelmedim ama tam olarak da tanıdık hissetmedim.

“Sen ne yapıyorsun?” dedim içimden.

Cevap gelmedi.

Ama içimde bir başka ses daha vardı. Daha sakin, daha yumuşak:

“Belki de sadece anlamaya çalışıyorsun.”

Bu cümle beni biraz rahatlattı.

Ama yine de içimdeki düğüm çözülmedi.

Bir İnsanı Hissetmek, Bir Etikete Sığar mı?

Ertesi gün yine defterimi açtım. Bu kez daha uzun yazmak istedim. Çünkü bir gün önce yarım bıraktığım şey içimde büyümüştü.

İnsanlar her şeyi isimlendirmeyi sever. Duyguları, ilişkileri, yönelimleri… Sanki bir şeyin adı olunca daha kontrol edilebilir hale geliyor.

Ama ben o gün şunu düşündüm:

Ya bazı şeyler isimlendirildiğinde küçülüyorsa?

Kendinden küçük kişilerden hoşlananlara ne denir? sorusu bana sadece bir tanım gibi gelmedi. Aynı zamanda insanın kendi iç dünyasını sınıflandırma çabası gibi geldi.

Benim hissettiğim şey bir başlık değil gibiydi. Daha çok bir yolculuktu. Bazen kafa karıştıran, bazen utandıran, bazen de insanı kendine yaklaştıran bir yolculuk.

Deftere şunu yazdım:

“Belki de mesele kime ne hissettiğim değil. Mesele, hissettiğim şeyi nasıl anladığım.”

Bir Arkadaşla Konuşma

O gün akşam bir arkadaşım aradı. Sesinde her zamanki rahatlık vardı.

Bana direkt sordu:

“Ne yapıyorsun yine düşünceli misin?”

Gülümsedim. Çünkü beni en iyi tanıyan insanlardan biriydi.

Ama ona her şeyi anlatamadım. Sadece şunu söyledim:

“İnsan bazen kendini anlamakta zorlanıyor.”

O da güldü:

“Sen hep fazla düşünüyorsun.”

Haklıydı.

Ama bazı düşünceler fazla değil, derindi.

İçimdeki Kabul Süreci

Günler geçti. Kayseri aynı kaldı ama ben değiştim. Ya da en azından değişmeye başladım.

Artık o soruyu duyduğumda kaçmıyordum.

Kendinden küçük kişilerden hoşlananlara ne denir?

Bu cümle artık beni eskisi gibi sarsmıyordu. Çünkü anladım ki mesele sadece bir isim değildi.

Mesele, insanın kendi içindeki duygularla yüzleşmesiydi.

Benim için bu yüzleşme kolay olmadı.

Bazen kendimi yargıladım. Bazen kendimi savundum. Bazen sadece sessiz kaldım.

Ama sonunda şunu fark ettim:

İnsan kendini anlamaya başladığında, başkalarının koyduğu isimler daha az önemli hale geliyor.

Son Bir Yürüyüş

Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Ken'in Türkçesi ne demek ?

Bir akşamüstü yine dışarı çıktım. Bu kez yağmur yoktu. Gökyüzü açıktı ama soğuk hâlâ oradaydı.

Erciyes’e baktım.

Defterimi açmadım. Kalemimi çıkarmadım.

Sadece yürüdüm.

Ve içimden şunu söyledim:

“Ben hâlâ öğreniyorum.”

Bu cümle bana garip bir huzur verdi.

Çünkü bazı cevaplar hemen bulunmaz. Bazı duygular hemen anlaşılmaz.

Ama insan yürümeye devam edince, içindeki bulanıklık biraz daha netleşir.

Ve belki de en önemlisi şudur:

Kendini anlamaya çalışan bir insan, hiçbir zaman tamamen kaybolmaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betci